Kaçıranlar İçin

 

Avukatlıkta uzmanlık ve bir deneme

Günümüzde hukukla ilgili düzenlemeler ve bireylerin hak kavramı üzerindeki duyarlılığı artıyor. Bugün, aslında yetersiz olan teorik bilgiler bile kullanılmazken "doğrularından çok yanlışları bulunan düzensiz ve temelsiz saçak pratik bilgilerle" avukatlık değil, olsa olsa İŞ TAKİPÇİLİĞİ yapılabilir.

 

"İnsanı elbisesine göre karşılarlar, bilgisine göre uğurlarlar." Rus Atasözü

 

Toplumsal ve bireysel ilişkilerin sağlıklı işlemesi, sorunların çözülmesi; öncelikle, çalışma alanlarında işinin uzmanı yetkin kişilerin varlığını gerektirir.

 

Bu durum, "belli bir öğrenimi gerektiren tekel niteliğindeki çalışma alanlarında" ve "yapılan işin tehlikelilik derecesi arttıkça" daha da duyarlılık kazanır. Ülkelerin gelişmişlik düzeyi de, azımsanmayacak ölçüde buna bağlıdır.

 

Ülkemizde, diploma ve göstermelik izin belgesi çalışma için yeterli görülmektedir. Çalışma alanının yetkilerini; özenle yapılacak eğitim ve sınavlarla elde etmeyen; sürekli yenilenme, eğitim ve denetim olanaklarından yoksun mühendis, avukat, hekim... bireyler kadar toplum için de gizil bir tehlike oluşturur.

 

Hak arama ve savunma; insanın kişiliğinin doğasında var olan olmazsa olmaz bir özgürlüktür. Hak aramanın son kapısı olan yargı yerlerinde, özgürlüğün güncelleşmesi, korunması; zor ve riskli işlerdendir. Bu nedenle avukatlık, bilgiyle donatılmış, işinin uzmanı etik değerleri içine sindirmiş kişilerin çalışma alanıdır.

 

YETERSİZ EĞİTİM

Ülkemizde, savunma sanatının ustaları olması gereken avukatlar; en köklü fakültelerde bile yeterli bir hukukçu eğitimi almadan ve çoğu göstermelik ve yetersiz bir staj döneminin sonucunda göreve başlamaktadır.

 

Oysa Cumhuriyetin ilk yıllarında yürürlüğe giren Avukatlık Yasası'nda "sınav" ve "iki yıl staj öngörülmüştü" (o zaman akıl adamlar varmış); 1948 yılında yapılan değişiklikle, staj bir yıla indirilerek sınav kaldırıldı. Sonuçta avukatlık, her isteyen hukukçunun girebildiği, işinin uzmanı olmayan kişilerin yapabildiği güven yitiren bir kurum haline dönüştü (1).

 

Günümüzde hukukla ilgili düzenlemeler artmakta ve tüm yaşam alanını kaplamakta; sorunlar daha karmaşık duruma gelmekte, bireylerin hak kavramı üzerindeki duyarlılığı artmaktadır. Bugünkü düzende, aslında yetersiz olan "teorik bilgilerin bile kullanılmadığı" alanda; "doğrularından çok yanlışları bulunan düzensiz ve temelsiz saçak pratik bilgilerle" avukatlık değil, olsa olsa iş takipçiliği yapılabilir.

 

Gelişmiş ülkeler, hukukçu eğitimine önem vererek sorunları temelde aklın ve bilimin aydınlık ışığında çözmeyi yeğlemektedirler. Örneğin; Almanya'da, hukuk öğrenimi en zor alanlardan biridir. Fakülteyi bitirenin "yüksek lisans sınavına girebilme dışında" hiçbir hakkı yoktur; bu sınava kazanlardan, iki yıllık eğitimin sonunda başarılı olabilenler avukat (ve de yargıç ve noter) olabilir.

 

UZMAN AVUKATLIK

Hukuk eğitimi avukatlık sanını almakla bitmez; uzman avukatlık da önemli bir aşamadır. En az üç yıl avukatlık yapmış olanlardan," 120 saatten az olmayan özel teorik kurslara katılıp kazandı belgesi alanlar " ve "özel pratik bilgilerini belgelerle kanıtlayanlar" uzman avukat sanını alırlar.

 

İstemi kabul edilmeyen avukata, baro kurulu önünde, 45 dakikadan az olmayacak bir sorgulanma ve kanıtlama hakkı tanınmıştır. İş bununla da bitmez, her sene on saatten az olmamak üzere bir meslek içi kursa anlatıcı ya da dinleyici olarak katılmak gerekir. Bu koşulu yerine getirmeyen uzmanlık belgesi geri alınır (2).

 

Geçen yılın sonlarında: Ankara Barosu Başkanlığı'na, uzmanlık alanım olan "sözleşme dışı sorumluluk" konusunun işleneceği bir çalıştay yapılması için girişimde bulundum. Eğitime önem veren ender barolardan biri olan Ankara Barosu'nun Başkan ve yönetimi bu önerimi, olanaklarını esirgemeden, duraksamasız kabul etti.

 

Hiçbir karşılık beklemeden gönüllü olarak başlattığım bu çalışmanın amacı: Bilgi birikimimi, deneyimimi avukatlarla "paylaşmak", üretken bir çalışma örneği ortaya koyarak katılımcılara uzmanlık kazandırmaktı.

 

Bu bağlamda avukatlık ve danışmanlık yapmadığımı da açıklamak isterim. Ocak ayında başlayan çalıştayımız yirmi civarında avukatın katılımıyla devam etmektedir.

 

Düşündüğüm ölçüde başarı sağlandığını söyleyemem. Başta benim ve katılımcıların bu düzeyde bir çalışmayı yapacak bir "eğitim verme ve alma" deneyimimizin, hazırlığımızın olmamasının olumsuz etkileri oldu. Ancak bilgileri paylaşarak, sorunları tartışarak az sayıda avukata belirli ölçüde uzmanlık kazandırmada yararlı olduğu da bir olgudur. Önümüzde yıl da sürdürebilirsek daha başarılı olunacağı inancındayım.

 

Asıl önemli olan, bu çalışmanın, Almanya örneğinde olduğu gibi daha sıkı düzende ve denetimli üst düzeyde uzmanlık kazandırma yolunda çalışmalara ve girişimlere örnek olma niteliğidir. Bir de topluma olan borcunu gönüllü ve özverili çalışmalarla ödemek isteyenlere...

 

BAZI ÖNERİLER

Kendi alanında, deneme niteliğinde de olsa, "bir ilke imza atan çalışma"dan elde edilen sonuçları ve önerilerimi ilgililere sunmayı düşünüyorum. Görüşlerimi kısaca ön taslak boyutunda sizlerle de paylaşmak istedim:

 

Hukukun temel yapısını teorik bilgiler oluşturur. Bu bilgiler olmadan doğru çözümlere ulaşma, olanaksız olmasa da ham meyve gibi yavan olur ve riskler kapıda bekler.

 

Bu nedenle avukat adaylığı "genel teorik bilgilerin sınavı ile başlamalı". İki yıl sürecek yoğun pratik ağırlıklı eğitimin sonunda bu ikinci sınavı kazananlara avukatlık sanı ve belgesi verilmeli. Devlet'in de desteği ile isteyen adaylara, yargıç adaylarına verilen tutarda burs sağlanmalı. Ayrıca iyi yetişmiş bu genç avukatlardan üç yıl içinde ana dalların birinden uzmanlık aldıklarını kanıtlayanlara, başarı sıralarına göre, yargıç ve savcı olabilme hakkı tanınmalı.

 

Diğer yandan avukatlar, Almanya örneğinde olduğu gibi, ülkemizin ve avukatların koşulları da gözetilerek, belirlenecek hukuk dallarında özel uzmanlık kazanmaları özendirilmelidir.

 

Bu bağlamda en büyük sorun, günlük çalışmalarının yoğunluğu ve ekonomik beklentilerin baskısıdır; kuşkusuz böyle çalışmalara katılma ve uzmanlık alma bilincinin gelişmemiş olması da. Uzmanlık alan avukatlara, belirli bir süre vergi bağışıklığı uygulanmalı; Devlet, parasal kaybı değil uzman avukatların topluma ve yargı çalışmalarına yapacağı olumlu katkıların değerini düşünmeli.

 

ADALET BAKANLIĞI

Ayrıca avukatlara, uzmanlık belgelerini ve sanıların (unvan) işyerlerinde ve yaptıkları işlerde kullanmalarına izin verilmeli. Bu "haksız rekabet" olarak yorumlanmamalı; uzmanlığı özendirici, bireylere avukat seçmede ve güven vermede yararları düşünülmeli; kısaca, kamusal yararı. Uzman avukat sayısı belli düzeye ulaşınca, yüksek mahkemelerde avukatlık yetkisi, uzmanlık aldıkları konuyla sınırlı olarak onlara verilmeli...

 

Böylesine çağdaş düzeni gerçekleştirmenin ve kabul ettirmenin kolay olmadığını söylemek yanlış olmaz; ancak zorluklara katlanmadan, yorulmadan avukatlık mesleğiyle ilgili suçlamaları, duraksamaları silmek olanaksızdır. Kimse alınmasın, bu günkü koşullarda, kutsal savunma mesleğine karşı toplumsal güveni sağlamak olanaksızdır.

 

Barolar Birliği'nin ve yerel baroların; çetin ve o ölçüde onurlu bir sınav için ellerini taşın altına koymalarının zamanı gelmiştir.

 

Son bir uyarı da Adalet Bakanlığı'na: Çağdaş ölçülere göre avukatlık kurumu için AB'nin, ulusal onurumuzu yaralayan kulak çekmesini beklemek mi gerekir?

 

(*) Yargıtay Onursal Üyesi cetina@mail koc.net
1) Av. Volf Çernis Yargıtay 100 yıl Armağanı(yıl 1968) sh: 66
2) F. Hayal Şehirali; Alman Uzman Avukatlık Yönetmeliği Ankara Barosu
Dergisi, 2003/2

 

 

Alıntı: Çetin Aşçıoğlu, Cumhuriyet Bilim Ve Teknik Dergisi, 03.07.2004 MartıWeb: 05.07.2004